Paylaş

 

TÜBİTAK 1004 Mükemmeliyet Merkezi Destek Programı Yüksek Teknoloji Platformları kapsamında İstanbul Üniversitesi yöneticiliğinde, Koç Üniversitesi, Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi, Koçak Farma İlaç ve Kimya Sanayi A.Ş. ve Onko & Koçsel İlaç firmaları ortaklığıyla ve İstanbul Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi (İSTANBUL TTO) koordinasyonuyla oluşturulan INFLAM-IST platformunun “İnflamazom Aracılı Otoenflamatuvar Hastalıkların Takip ve Tedavisine Yönelik Biyogösterge ve İleri Teknoloji Ürünü İlaçların Geliştirilmesi” projesinin lansman toplantısı gerçekleştirildi.

İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binası Doktora Salonu’nda gerçekleşen lansman toplantısına TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, İÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak, Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rümeysa Kazancıoğlu, İÜ Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Mustafa Oral Öncül ve Prof. Dr. Levent Şahin, İÜ Rektör Danışmanı ve Teknoloji Transfer Uygulama ve Araştırma Merkezi (TTM) Müdürü Prof. Dr. Alper Okyar, İÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Gül, Koçak Farma İlaç adına Cem Koçak, TÜBİTAK ARDEB Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Cengiz Arıcı, TÜBİTAK Uzman Yardımcısı Furkan Akkoyunlu ve Onko & Koçsel İlaç Firması adına Ayda Onat katıldı. Prof. Dr. Burak Erman ve Koç Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Seda Keskin Avcı zoom üzerinden online olarak katılım sağladı

Hepimiz İçin Önemli Bir Sürecin Başlangıcı
Proje yöneticisi olarak açılış konuşmasını yapan İÜ Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Gül konuşmasına “Bu toplantı hepimiz için önemli bir sürecin başlangıcı” sözleriyle başladı. Konuşmasının devamında, “Burada model olarak Ailevi Akdeniz Ateşi hastalığını seçtik. Neden? Türkiye’ye özgü bir hastalık. Dünyada en çok Ailevi Akdeniz Ateşi hastası Türkiye’de yaşıyor” ifadelerine yer verdi.
Prof. Dr. Gül, “Ailevi Akdeniz Ateşi’nden yola çıkarak bütün inflamazomla meydana gelen hastalıklarda bir biyolojik ilaç geliştirdik” diyerek projenin amacına vurgu yaptı. Temel hedeflerinin yenilikçi biyolojik ve küçük molekül ilaç geliştirilmesini ve üretimini sağlamak olduğunu vurgulayan Gül, temel çıktılarının ise akademi ve endüstri için yetişmiş insan gücünü arttırmak olduğunu söyledi.
Başta Prof. Dr. Hasan Mandal olmak üzere INFLAM-IST platformunun oluşturulmasına vesile olan TÜBİTAK yönetimine, TÜBİTAK uzman ve baş uzmanlarına, panel hakemlerine, tüm paydaşlara, araştırmacılara ve öğrencilere, üniversite yöneticilerine ve araştırmalara gönüllü olan ve kendilerine çalışma azmi verdiklerini ifade ettikleri hastalarına teşekkürlerini ileterek konuşmasını sonlandırdı.
“Nanokorlar Son 10 Yılda İlaç Sektörünün Kaçınılmaz Öğesidir”
Açılış konuşmasının ardından sözü alan Prof. Dr. Burak Erman, “Devegilllerin bağışıklık sistemi ile üretilen nanokorlar, antikorlardan 10 kat daha küçüktür. Bu yüzden antijen antikorlardan 10 kat daha iyi uyarabilir ve çok daha çabuk hareket edebilmektedir. Dolayısıyla istenen hedefe bağlanma yönünden çok güçlü bir ilaç olarak düşünülebilir” dedi. Zoom platformu üzerinden canlı bağlanan Prof. Dr. Erman “Nanakorlar son 10 yılda ilaç sektörünün kaçınılmaz bir ögesidir” diyerek nanakorların önemine vurguda bulundu. Günümüzde bilgisayar ortamında düşük maliyetle ve hedefe ulaşmak konusunda başarılı sonuç elde edilebildiğini aktaran Erman, yaptıkları çalışmaları bilgisayar ortamında referans noktasını belirleyerek bu nokta çerçevesinde sürdürdüklerini aktardı.
Üniversitemizin En Yüksek Bütçeli ve En Prestijli Projesi
Konuşmasını yapmak üzere kürsüye gelen İÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak, “INFLAM-IST platformu Ailevi Akdeniz Ateşi başta olmak üzere inflamazom aracılı otoenflamatuar hastalıkların tedavisine yönelik yeni biyoteknolojik ilaçların geliştirilmesi amacıyla oluşturulmuştur” diyerek sözlerine başladı. INFLAM-IST platformunun “İnflamazom Aracılı Otoenflamatuvar Hastalıkların Takip ve Tedavisine Yönelik Biyogösterge ve İleri Teknoloji Ürünü İlaçların Geliştirilmesi” projesi TÜBİTAK Kamu Kurumları Araştırma ve Geliştirme Programı (KAMAG) tarafından desteklendiğini aktaran Prof. Dr. Ak, 1004 programı kapsamında üniversitemize kazandırdığımız bu projenin üniversitemizin şimdiye kadar kazandığı en yüksek bütçeli ve en prestijli proje olarak önemli bir yere sahip olduğunu aktardı.
Proje kapsamında oluşturulan platformda; Koç Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi, Koçak Farma A.Ş. ve Onko İlaç A.Ş. ile birlikte güçlü bir yapı kurulduğunun altına çizen Ak, toplamda 11 adet alt proje ile bu yapının güçlendirileceğini sözlerine ekledi. 1004 Programı kapsamında dört yıl süre ile desteklenen projenin en önemli çıktılarından birisinin yenilikçi biyoteknolojik ürünlerin geliştirilmesi ve alanında yetişmiş insan gücünün arttırılması olacağının vurgusunu yapan Ak, akademi ve sanayi iş birliği sayesinde ülkemize özgü sağlık sorunları üzerinden ilerleyerek, toplumda sık görülen hastalıklarda da kullanılabilecek yenilikçi ilaçların tüm dünyaya kazandırılmasının mümkün olabileceğini belirtti.
Proje Paydaşlarından Mesajlar
Koç Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Seda Keskin Avcı çevrimiçi katıldığı programda “Bu projede yer almaktan hem Koç Üniversitesi hem de ülkemiz adına gurur duyuyorum ve bu çalışmanın örnek olmasını diliyorum” sözleriyle emeği geçen herkese teşekkür etti.
Onko & Koçsel İlaç adına konuşmasını yapan Ayda Onat böyle bir projede yer almaktan Onko&Koçsel ailesi olarak gurur duyduklarını ve bu ilaçları Pegilasyon Teknolojisi ile ülkemize getirmek istediklerini belirterek bu projenin bir adım olması için çalıştıklarını dile getirdi.
Koçak Farma İlaç adına konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıkan Cem Koçak, ülkemiz adına önemli kazanımlar elde edildiği bu projede yer almaktan büyük mutluluk duyduğunu, ülkemize ve tüm paydaşlarımıza başarı sağlamasını temenni ettiğini katılımcılara teşekkür ederek aktardı.
Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rümeysa Kazancı yaptığı konuşmasında şunları dile getirdi: “Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi olarak bu projede yer almaktan büyük bir mutluluk duymaktayız. Günümüzde ve tüm dünyada sağlığın ve bilimin ne kadar önemli olduğunu derinden hissettiğimiz bu dönemde bilim ve sağlık adına yapılan her araştırma çok kıymetlidir. TÜBİTAK’ın başlattığı bu projenin ülkemize hayırlı olmasını ve hayata geçmesinde emeği olan herkesi yürekten kutluyorum.”
Tek Yönlü İlişkiden Çift Yönlü İlişkiye Geçiş
TÜBİTAK başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal yaptığı konuşmasında, Haziran 2018’de başlayan bu sürecin yurt dışındaki Türk bilim insanları ile Türkiye’deki bilimsel yetkinlik düzeyini görerek bu program için doğru kurgu yapmalarına yön verdiğini belirtti. Prof. Dr. Mandal, Avrupa Birliği ve TÜBİTAK “Ufuk 2020” ile desteklenerek takip edilen bir çalışma projesi olduğunu ve bu ortak başarı ile diğer Avrupa ülkelerine örnek oluşturabilecek bir başarı öyküsüne dönüşeceğini ifade etti. Mandal, politika belirleme düzeyinde katkı veren bir kurum olarak tüm paydaşlarıyla ilişkilerinin bilgiyi üreten ve bilgiyi kullanan arasındaki tek yönlü ilişkiden daha çok çift yönlü ilişkiye dönüştüğünü aktararak, pandemi ile birlikte bu projenin sosyal ve beşeri boyutunun da olduğunu dile getirdi.

Program hatıra fotoğrafı çekilmesi ile sonlandırıldı.